Bir yanda şu cümle yankılanır: Faiz haramdır. Net, tartışmasız, kutsal kitapların sayfalarında yankılanan bir ilke gibi. Ama aynı anda bir başka ses yükselir: Paramı koruyorum sadece. Enflasyona yenilmemeliyim.
İşte bu çarpışma, modern dünyanın en görünmez savaş alanıdır: İnançla ekonomik zekâ arasındaki soğuk savaş.
Haram mı? Helal mi? Yoksa Sadece Rahatlatıcı Bir Yorum mu?
Faiz, İslam başta olmak üzere pek çok semavi dinde açıkça yasaklanmıştır. Kuranda riba, İncilde usury, Tevratta neshech olarak geçer. Hepsi aynı kapıya çıkar: Parayla para kazanma yasağı.
Bu yasak, toplumdaki adaletsizliğin kaynağı olarak görülür. Zengin fakiri sömürmesin, para sahipleri insanlara değil üretime dayansın diye. Ama modern çağın bankacılık sistemi, bu yasağı kar payı, mevduat getirisi, enflasyondan koruma aracı gibi zarif maskelerle süsleyerek etik makyajlı finansal paketlere dönüştürür.
Ve insanlar, o paketi sadece değer kaybını önlüyorum bahanesiyle açar. Ama asıl soru şudur:
Koruduğun para mı, yoksa inandığın değerler mi?
Dövize Sığınmak: Günahı Etiketlemeden Temizlemek
Faiz yerine döviz. Ben dolar alıyorum, altın biriktiriyorum, bitcoine giriyorum diyerek faiz sarmalından çıkıldığını sanmak... aslında başka bir günah paketine adım atmaktır. Çünkü bu yöntemlerde de aynı sistem çalışır:
- Sen alırsın, başkası kaybeder.
- Sen kâr edersin, bir ülkede para değeri düşer.
- Sen erken çıkarsın, başkası batakta kalır.
Yani burada da senin kazancın, başkasının zararı üzerine inşa edilir. Tıpkı faizde olduğu gibi.
Peki bu durumda... faizi sistemden çıkarınca helalleşmiş mi oluyorsun?
Borsa: Oynamak mı, Oyalamak mı?
Ben borsa oynuyorum, helal hisse alıyorum savunması... modern çağın en zarif dini makyajlarından biridir. Çünkü çoğu kişi için borsa, bilgiyle değil içgüdüyle, analizle değil umutla yürütülen bir duygusal kumar masasıdır.
Bir firmanın geleceğini satın aldığını sanırsın. Oysa satın aldığın sadece anlık dalgalanmalardır. Ve bu dalga sistemi, binlerce insanın cebini boşaltıp birkaç kişinin kar hanesini doldurmak üzere kodlanmıştır.
Katılım endeksi, İslami borsa gibi terimlerle sunulan bu paketler, sadece dini etiketi değişmiş finansal manipülasyonlardır. Ürün değişir ama temel yapı aynıdır: Para, parayla büyür. Üretim olmadan.
Din Tüccarlarının Dilindeki Ekonomi
İşte en karanlık alan burasıdır. Dinî figürler, ekonomik sistemin içine entegre edilmiş şekilde konuşmaya başlar. Faiz kelimesi yerine getiri derler. Riba yerine değer koruma derler. Haram yerine ihtiyaç derler.
Bu dil, bilinçli olarak sistemin ruhunu koruyup şekliyle oynamak için inşa edilmiştir. İnsanların içini rahatlatmak ama sistemi bozmamak için.
Ve ne yazık ki bu söylem, topluma güven verici bir kalkan gibi sunulur: Hocamız dedi ki bu helalmiş. Ama hoca bu helalliği hangi kitapta, hangi ayette, hangi ilkede buldu? Cevap çoğu zaman verilemez. Çünkü mesele inanç değil, rahatlamaktır.
Asıl Soru: Paranı mı koruyorsun, inancını mı?
Faizle kazanılan para, dövize yatırılan kazanç, borsa hisseleriyle yapılan kârlar... hepsi dışarıdan bakıldığında akıllıca görünür. Ama içeride bir çürüme başlar. Çünkü para seni rahatlatırken, inanç seni uyandırmak ister.
Ve bir gün gelir, sen paranın büyüdüğünü zannederken, içindeki o değer kaybolur.
Son Bir Gerçek: Haram Sistem, Diliyle Değil Kalbiyle Meşrulaşır
İnsan bir şeyi helal kabul etmeye başladığında, artık onun ne olduğu değil, nasıl hissettirdiği önem kazanır.
Ve işte bu yüzden bugün birçok insan faiz almaz ama faizle kazanır. Haramdan kaçar ama onun yerine türetilmiş benzer bir etik paketi cebine koyar.
Çünkü sorunun cevabı dinî değil. Zihinseldir. İnandığını sandığın sistem, aslında inandığın şeyin yerine konmuş bir simülasyondur.
Artık şu soruyu sorma zamanı geldi:
Paranı koruduğunu sanarken, ruhunu neye sattın?
<p>Bir yanda şu cümle yankılanır: Faiz haramdır. Net, tartışmasız, kutsal kitapların sayfalarında yankılanan bir ilke gibi. Ama aynı anda bir başka ses yükselir: Paramı koruyorum sadece. Enflasyona yenilmemeliyim.</p> <p>İşte bu çarpışma, modern dünyanın en görünmez savaş alanıdır: <strong>İnançla ekonomik zekâ arasındaki soğuk savaş.</strong></p> <h2>Haram mı? Helal mi? Yoksa Sadece Rahatlatıcı Bir Yorum mu?</h2> <p>Faiz, İslam başta olmak üzere pek çok semavi dinde açıkça yasaklanmıştır. Kuranda riba, İncilde usury, Tevratta neshech olarak geçer. Hepsi aynı kapıya çıkar: <em>Parayla para kazanma yasağı.</em></p> <p>Bu yasak, toplumdaki adaletsizliğin kaynağı olarak görülür. Zengin fakiri sömürmesin, para sahipleri insanlara değil üretime dayansın diye. Ama modern çağın bankacılık sistemi, bu yasağı kar payı, mevduat getirisi, enflasyondan koruma aracı gibi zarif maskelerle süsleyerek <strong>etik makyajlı finansal paketlere dönüştürür.</strong></p> <p>Ve insanlar, o paketi sadece değer kaybını önlüyorum bahanesiyle açar. Ama asıl soru şudur:</p> <p><strong>Koruduğun para mı, yoksa inandığın değerler mi?</strong></p> <h2>Dövize Sığınmak: Günahı Etiketlemeden Temizlemek</h2> <p>Faiz yerine döviz. Ben dolar alıyorum, altın biriktiriyorum, bitcoine giriyorum diyerek faiz sarmalından çıkıldığını sanmak... aslında başka bir günah paketine adım atmaktır. Çünkü bu yöntemlerde de <strong>aynı sistem çalışır:</strong></p> <ul> <li>Sen alırsın, başkası kaybeder.</li> <li>Sen kâr edersin, bir ülkede para değeri düşer.</li> <li>Sen erken çıkarsın, başkası batakta kalır.</li> </ul> <p>Yani burada da senin kazancın, başkasının zararı üzerine inşa edilir. Tıpkı faizde olduğu gibi.</p> <p>Peki bu durumda... <em>faizi sistemden çıkarınca helalleşmiş mi oluyorsun?</em></p> <h2>Borsa: Oynamak mı, Oyalamak mı?</h2> <p>Ben borsa oynuyorum, helal hisse alıyorum savunması... modern çağın en zarif dini makyajlarından biridir. Çünkü çoğu kişi için borsa, bilgiyle değil içgüdüyle, analizle değil umutla yürütülen bir <strong>duygusal kumar masasıdır.</strong></p> <p>Bir firmanın geleceğini satın aldığını sanırsın. Oysa satın aldığın sadece <em>anlık dalgalanmalardır.</em> Ve bu dalga sistemi, binlerce insanın cebini boşaltıp birkaç kişinin kar hanesini doldurmak üzere kodlanmıştır.</p> <p>Katılım endeksi, İslami borsa gibi terimlerle sunulan bu paketler, sadece dini etiketi değişmiş finansal manipülasyonlardır. Ürün değişir ama temel yapı aynıdır: <strong>Para, parayla büyür. Üretim olmadan.</strong></p> <h2>Din Tüccarlarının Dilindeki Ekonomi</h2> <p>İşte en karanlık alan burasıdır. Dinî figürler, ekonomik sistemin içine entegre edilmiş şekilde konuşmaya başlar. Faiz kelimesi yerine getiri derler. Riba yerine değer koruma derler. Haram yerine ihtiyaç derler.</p> <p>Bu dil, bilinçli olarak sistemin ruhunu koruyup şekliyle oynamak için inşa edilmiştir. <strong>İnsanların içini rahatlatmak ama sistemi bozmamak için.</strong></p> <p>Ve ne yazık ki bu söylem, topluma güven verici bir kalkan gibi sunulur: Hocamız dedi ki bu helalmiş. Ama hoca bu helalliği hangi kitapta, hangi ayette, hangi ilkede buldu? Cevap çoğu zaman verilemez. Çünkü mesele inanç değil, <em>rahatlamaktır.</em></p> <h2>Asıl Soru: Paranı mı koruyorsun, inancını mı?</h2> <p>Faizle kazanılan para, dövize yatırılan kazanç, borsa hisseleriyle yapılan kârlar... hepsi dışarıdan bakıldığında akıllıca görünür. Ama içeride bir çürüme başlar. Çünkü para seni rahatlatırken, <strong>inanç seni uyandırmak ister.</strong></p> <p>Ve bir gün gelir, sen paranın büyüdüğünü zannederken, içindeki o değer kaybolur.</p> <h2>Son Bir Gerçek: Haram Sistem, Diliyle Değil Kalbiyle Meşrulaşır</h2> <p>İnsan bir şeyi helal kabul etmeye başladığında, artık onun ne olduğu değil, <em>nasıl hissettirdiği</em> önem kazanır.</p> <p>Ve işte bu yüzden bugün birçok insan faiz almaz ama faizle kazanır. Haramdan kaçar ama onun yerine türetilmiş benzer bir etik paketi cebine koyar.</p> <p>Çünkü sorunun cevabı dinî değil. <strong>Zihinseldir.</strong> İnandığını sandığın sistem, aslında <em>inandığın şeyin yerine konmuş bir simülasyondur.</em></p> <p>Artık şu soruyu sorma zamanı geldi:</p> <p><em>Paranı koruduğunu sanarken, ruhunu neye sattın?</em></p>