İnsan gözü, sadece 400-700 nanometre arasını görür. Bu ne demek biliyor musun? Evrenin neredeyse tamamı senin için görünmezdir. Ama gel gör ki, bu görünmeyen sonsuzluk içinde bir "güç" hissedilir. Görünmez ama hissedilir. Yok ama var gibidir. İşte insanlar bu "hissedilen yoklukla" konuşur. Adını da Tanrı koyar.

Ve garip bir çelişki başlar: Hiç görmediğin bir varlığa seslenmek. Ondan bir şey istemek. Onu övmek. Onun adına savaşmak. Onun adına hüküm vermek. Onun adına yaşamak…

Görmediğimiz Şeye Neden Bu Kadar İnanırız?

Tanrılar, doğrudan gözlemlenemez. Bu yüzden birçokları şöyle sorar: "O zaman nasıl var olabilir ki?" Ama mesele burada karışır. Çünkü görmediğimiz halde inandığımız birçok şey var:

  • Aşkı gördün mü?
  • Vicdanı ölçebildin mi?
  • Zamanı ellerinle tutabildin mi?

Hayır. Ama onların etkisini yaşadın. Tanrı fikri de böyledir. İnsan için, sadece görünen değil, hissedilen ve sezilen şeyler de gerçektir. Bu yüzden, tanrılar görünmeseler de, varlıklarını insanın içinde yaratırlar.

Tanrıları İnsanlar Mı Uydurdu?

Bu soru, binlerce yıldır soruluyor. Ve yanıtı, belki de senin nerede durduğuna göre değişiyor. Fakat tarihsel olarak bakıldığında şunu net görebiliyoruz:

Her toplum kendi tanrısını yaratmıştır. Ya da başka bir ifadeyle, kendi korkularını ve umutlarını tanrılaştırmıştır. Tarım toplumlarında tanrı, yağmur getiren biriydi. Göçebelerde, koruyucu savaşçıydı. Antik Mısır’da güneşti. Antik Yunan’da kıskanç, öfkeli ve insan gibi davranan tanrılardı. Yani tanrı tasarımları, insanın yaşam tarzıyla şekillenmiştir.

Bazılarına göre bu, tanrıların insan yapımı olduğunun delilidir. Ama bazıları der ki: “Hayır, bu sadece insanların gerçeği anlamlandırmaya çalıştığı farklı yollardır.”

Gerçek Tanrı Varsayımı: Gözle Görünmeyen, Dokunulamayan Ama Her Şeyin Arkasında Olan

Asıl sarsıcı fikir şimdi geliyor:

Ya gerçekten bir tanrı varsa?

Ama bu tanrı, insanların yarattığı dinlerin içinde değilse?

Yani; ne kutsal kitaplarda, ne tapınaklarda, ne dualarda adı geçen biri değilse?

Ya bu Tanrı; ne dişi ne erkek, ne affedici ne cezalandırıcı, ne cennet veren ne cehennemde yakan bir güçse?

Ya bu Tanrı; bilinçli olarak algılanamayan, kelimelerle tanımlanamayan, ama her şeyin altında yatan saf bir varoluş enerjisiyse?

Böyle bir varlık olsaydı, adına tapınmak, onun için savaşmak, onu tanımlamaya çalışmak, onun doğasına hakaret olmaz mıydı?

Tanrının Görünmezliği Onun En Büyük Kanıtı Olabilir Mi?

Fizikçiler, evrenin %95’inin “karanlık madde” ve “karanlık enerji”den oluştuğunu söylüyor. Ne görülebiliyor, ne ölçülebiliyor. Ama varlığı, etkilerinden anlaşılıyor.

Tanrı fikri de buna benzer olabilir mi? Belki de Tanrı, ölçmeye çalıştığın anda yok olan bir fenomendir. Belki tanımlandığında zaten artık Tanrı değildir. Çünkü insan zihni onu sınırlı bir çerçeveye hapseder.

İşte bu yüzden bazı mistikler şöyle der:

“Tanrı’yı göremezsin, çünkü sen onun içindesin. Balığın suyu görememesi gibi.”

İnsan Neden Tanrılar Yaratır?

Çünkü yalnız kalmak, insanın en büyük korkusudur. Sonsuz evrende yapayalnız bir benliğin varlığını kabul etmek... Bu, zihinsel bir çöküştür. İnsanlar, boşluğu tanrılarla doldurur. Çünkü tanrı; cevap, merhamet, anlam ve amaç demektir.

Ama belki de gerçek Tanrı; hiçbir dine sığmayan, hiçbir isme sahip olmayan, hiçbir kitaba indirgenemeyen, sadece varlıkla var olan bir bilinçtir.

İnsanlar dua ettikçe, kendileriyle konuşur. Ve sesin geldiği yeri Tanrı sanar. Belki de gerçek Tanrı, sadece sessizlikte duyulur. Sözlerle değil. Kavramlarla değil. Sadece olma haliyle.

Şimdi Düşün: Kime Dua Ediyorsun?

Bir figüre mi?

Bir ses sistemine mi?

Yoksa… kendi bilinç yansımanı Tanrı mı sanıyorsun?

Gerçek Tanrı varsa, onu kelimelere sığdırmak mümkün müdür? Ya o hep oradaysa ama senin "adını koyma" ısrarın, seni kör ediyorsa?

Ve belki de en büyük sır şurada gizlidir: Tanrı’yı görmek istemeyen sensin. Çünkü gördüğünde, yok olacağını biliyorsun.

<p>İnsan gözü, sadece 400-700 nanometre arasını görür. Bu ne demek biliyor musun? <strong>Evrenin neredeyse tamamı senin için görünmezdir.</strong> Ama gel gör ki, bu görünmeyen sonsuzluk içinde bir "güç" hissedilir. Görünmez ama hissedilir. Yok ama var gibidir. İşte insanlar bu "hissedilen yoklukla" konuşur. Adını da Tanrı koyar.</p> <p>Ve garip bir çelişki başlar: <em>Hiç görmediğin bir varlığa seslenmek. Ondan bir şey istemek. Onu övmek. Onun adına savaşmak. Onun adına hüküm vermek. Onun adına yaşamak…</em></p> <h2>Görmediğimiz Şeye Neden Bu Kadar İnanırız?</h2> <p>Tanrılar, doğrudan gözlemlenemez. Bu yüzden birçokları şöyle sorar: "O zaman nasıl var olabilir ki?" Ama mesele burada karışır. Çünkü görmediğimiz halde inandığımız birçok şey var:</p> <ul> <li>Aşkı gördün mü?</li> <li>Vicdanı ölçebildin mi?</li> <li>Zamanı ellerinle tutabildin mi?</li> </ul> <p>Hayır. Ama onların etkisini yaşadın. Tanrı fikri de böyledir. İnsan için, sadece görünen değil, <strong>hissedilen ve sezilen</strong> şeyler de gerçektir. Bu yüzden, tanrılar görünmeseler de, varlıklarını insanın içinde yaratırlar.</p> <h2>Tanrıları İnsanlar Mı Uydurdu?</h2> <p>Bu soru, binlerce yıldır soruluyor. Ve yanıtı, belki de senin <em>nerede durduğuna</em> göre değişiyor. Fakat tarihsel olarak bakıldığında şunu net görebiliyoruz:</p> <p>Her toplum kendi tanrısını yaratmıştır. Ya da başka bir ifadeyle, <strong>kendi korkularını ve umutlarını tanrılaştırmıştır</strong>. Tarım toplumlarında tanrı, yağmur getiren biriydi. Göçebelerde, koruyucu savaşçıydı. Antik Mısır’da güneşti. Antik Yunan’da kıskanç, öfkeli ve insan gibi davranan tanrılardı. Yani tanrı tasarımları, insanın yaşam tarzıyla şekillenmiştir.</p> <p>Bazılarına göre bu, tanrıların insan yapımı olduğunun delilidir. Ama bazıları der ki: “Hayır, bu sadece insanların <em>gerçeği anlamlandırmaya</em> çalıştığı farklı yollardır.”</p> <h2>Gerçek Tanrı Varsayımı: Gözle Görünmeyen, Dokunulamayan Ama Her Şeyin Arkasında Olan</h2> <p>Asıl sarsıcı fikir şimdi geliyor:</p> <p>Ya gerçekten bir tanrı varsa?</p> <p>Ama bu tanrı, insanların yarattığı dinlerin içinde değilse?</p> <p>Yani; ne kutsal kitaplarda, ne tapınaklarda, ne dualarda adı geçen biri değilse?</p> <p>Ya bu Tanrı; <strong>ne dişi ne erkek, ne affedici ne cezalandırıcı, ne cennet veren ne cehennemde yakan</strong> bir güçse?</p> <p>Ya bu Tanrı; bilinçli olarak algılanamayan, kelimelerle tanımlanamayan, ama <em>her şeyin altında yatan saf bir varoluş enerjisi</em>yse?</p> <p>Böyle bir varlık olsaydı, adına tapınmak, onun için savaşmak, onu tanımlamaya çalışmak, onun doğasına hakaret olmaz mıydı?</p> <h2>Tanrının Görünmezliği Onun En Büyük Kanıtı Olabilir Mi?</h2> <p>Fizikçiler, evrenin %95’inin “karanlık madde” ve “karanlık enerji”den oluştuğunu söylüyor. Ne görülebiliyor, ne ölçülebiliyor. Ama varlığı, etkilerinden anlaşılıyor.</p> <p>Tanrı fikri de buna benzer olabilir mi? Belki de Tanrı, <em>ölçmeye çalıştığın anda yok olan bir fenomen</em>dir. Belki tanımlandığında zaten artık Tanrı değildir. Çünkü insan zihni onu sınırlı bir çerçeveye hapseder.</p> <p>İşte bu yüzden bazı mistikler şöyle der:</p> <blockquote>“Tanrı’yı göremezsin, çünkü sen onun içindesin. Balığın suyu görememesi gibi.”</blockquote> <h2>İnsan Neden Tanrılar Yaratır?</h2> <p>Çünkü yalnız kalmak, insanın en büyük korkusudur. Sonsuz evrende yapayalnız bir benliğin varlığını kabul etmek... Bu, zihinsel bir çöküştür. İnsanlar, boşluğu tanrılarla doldurur. Çünkü tanrı; cevap, merhamet, anlam ve amaç demektir.</p> <p>Ama belki de gerçek Tanrı; hiçbir dine sığmayan, hiçbir isme sahip olmayan, hiçbir kitaba indirgenemeyen, <strong>sadece varlıkla var olan</strong> bir bilinçtir.</p> <p>İnsanlar dua ettikçe, kendileriyle konuşur. Ve sesin geldiği yeri Tanrı sanar. Belki de gerçek Tanrı, sadece sessizlikte duyulur. Sözlerle değil. Kavramlarla değil. Sadece <em>olma haliyle</em>.</p> <h2>Şimdi Düşün: Kime Dua Ediyorsun?</h2> <p>Bir figüre mi?</p> <p>Bir ses sistemine mi?</p> <p>Yoksa… kendi bilinç yansımanı Tanrı mı sanıyorsun?</p> <p>Gerçek Tanrı varsa, onu kelimelere sığdırmak mümkün müdür? Ya o hep oradaysa ama senin "adını koyma" ısrarın, seni kör ediyorsa?</p> <p>Ve belki de en büyük sır şurada gizlidir: <strong>Tanrı’yı görmek istemeyen sensin. Çünkü gördüğünde, yok olacağını biliyorsun.</strong></p>